
Konuşmacı: Prof. Dr. Çetin Arslan, 18.05.2026, Hukuk Teknoloji Buluşmaları No. 1.
İçinde bulunduğumuz çağ artık bilgi çağı, hatta yapay zeka çağı olarak nitelendirilebilir. Bu dönüşümden etkilenmemek mümkün değildir ve bu etkinin en büyük muhataplarından biri hukuk alanıdır. Delil meselesi, muhakeme hukukunun özünü teşkil eden bir konudur. Zira hukuk bir uyuşmazlık çözümüyse, kimin haklı kimin haksız olduğu ancak delille ortaya konulabilir; bu omurganın da giderek dijital ya da elektronik delillere kaydığı görülmektedir.
Ceza muhakemesinin amacı, bir olayın gerçekleşip gerçekleşmediğini, gerçekleştiyse kimin tarafından ve hangi koşullar altında işlendiğini ortaya koymak ve adil bir karara varmaktır. Bu süreçte kullanılan araçlara delil ya da ispat vasıtası denir. Deliller klasik olarak beyan, belge ve belirti delilleri biçiminde üçe ayrılır. Tanık beyanı en çok kullanılan delil olsa da güvenilirliği tartışmalıdır; çünkü tanık bilerek veya bilmeyerek yanlış algılayabilir, algıladığını unutabilir ya da farklı aktarabilir.
Ceza muhakemesinde delil serbestisi ilkesi geçerlidir. Ancak bu ilke, keyfi bir delil kabul anlayışı anlamına gelmez. Delilin gerçekçi, akılcı, olayı temsil edici, müşterek ve en önemlisi hukuka uygun olması gerekir. Türk hukuku hukuka aykırı biçimde elde edilen delilin hiçbir şekilde kullanılamayacağı esasını benimsemiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin esnek menfaatler tartımı yaklaşımının aksine, anayasamızın 38. maddesi katı bir yasak öngörmektedir.
Dijital delil; elektronik ortamda yaratılan, değiştirilen, iletilen veya saklanan veri, kayıt ve belgelerdir. Ayrı bir delil türü olmaktan çok, delilin bir özelliğini ifade eder. En kritik zaafiyeti güvenilirlik sorunudur. Analog verilerin aksine dijital sinyaller 0 ve 1 olarak işlendiğinden, bu veriler doğası gereği değiştirilmeye ve bozulmaya elverişlidir. Bir delilin orijinal olup olmadığının, üzerinde oynama ya da montaj yapılıp yapılmadığının belirlenmesi ancak adli bilişimin bilimsel zemininden faydalanmakla mümkündür. Adli bilişim, elektronik ortamlardan elde edilen bulguların bilişim teknolojisi kullanılarak hukuki delile dönüştürülmesi sürecidir.
Dijital delil elde etmenin usul çerçevesi CMK'nın 134. maddesiyle belirlenmiştir. Genel arama hükmü olan 116. maddeye göre özel nitelik taşıyan bu madde için suç soruşturmasının varlığı, somut delillere dayanan kuvvetli şüphe ve son çare niteliği aranır. Kural olarak hâkim kararı zorunludur; gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde savcı kararı yeterli olmakla birlikte 24 saat içinde hâkim onayı şarttır.
Maddenin en çok eleştirilen yönü, katalog suç sınırlamasının bulunmamasıdır; bu durumda basit bir hakaret soruşturmasında bile kişinin tüm bilgisayarına arama yapılabilmektedir. Ayrıca bilgisayar kavramının darlığı uygulamada sorun yaratmaktadır: akıllı telefonlar ve USB bellekler de bu kapsamda değerlendirilmeli, genel arama hükmüyle incelenen bu cihazlardan elde edilen deliller geçersiz hâle gelmemelidir. 2018'de getirilen yedekleme güvencesi ise olumlu bir adımdır; verilerin yedeklenip bir kopyanın şüpheliye tutanakla teslim edilmesi, orijinalliğe itiraz iddialarını somut biçimde sınanabilir kılmaktadır.
Sonuç olarak dijital delillerin hukukun neredeyse ana delil türü hâline geldiği günümüzde, bu delilleri elde eden, saklayan ve değerlendiren tüm aktörlerin en azından temel düzeyde bir adli bilişim okuryazarlığına sahip olması zorunludur. Kolluk, savcılık ve yargı makamlarının uzmanlaştırılması, 134. maddeye katalog suç sınırlaması getirilmesi ve bilgisayar kavramının güncel teknolojik gerçekliği kapsayacak biçimde genişletilmesi bu süreçteki temel ihtiyaçlardır.
[* Bu metin, 18.05.2026 tarihli "Hukuk ve Teknoloji Buluşmaları #1" etkinliğinde Sayın Prof. Dr. Çetin Arslan'ın konuşma kaydı esas alınarak bir yapay zekâ aracıyla özetlenmiş ve sonrasında toplantıya katılan bir araştırmacımızın editöryal denetimine tabi tutulmuştur. Bu metin, konuşmanın içeriğini doğru ve dengeli biçimde aktarmayı amaçlamakla birlikte konuşmacının sözlerini birebir yansıtmamaktadır.]