Hukuk ve Teknoloji Buluşmaları
İkinci toplantıda "Blokzincir Temelli Dijital Ürün Pasaportu” konusundaki sunumunu dinlemek üzere Sayın Prof. Dr. Leyla Keser'i konuk ediyoruz.
Blokzincir Temelli Dijital Ürün Pasaportu (HT-2)

Konuşmacı: Prof. Dr. Leyla Keser, 02.06.2026, Hukuk Teknoloji Buluşmaları No. 2.

Dijital ürün pasaportu, Avrupa Birliği’nin veri yönetişimi, sürdürülebilirlik ve karbonsuzlaşma hedefleriyle bağlantılı olarak geliştirdiği önemli araçlardan biri olarak ele alınmaktadır. Data Act, Data Governance Act ve açık veri girişimleriyle aynı ekosistem içinde değerlendirilebilecek bu uygulama, özellikle ESG bağlamında şirketlerin çevresel taahhütlerini izlenebilir ve denetlenebilir kılmayı hedeflemektedir. Elektronik, tekstil ve çimento gibi karbon emisyonu yüksek sektörler dijital ürün pasaportu kullanımının ilk gündeme geldiği alanlar arasında yer almakta; madencilik sektörü ise doğrudan zorunluluk kapsamına alınmamış olsa da yüksek karbon emisyonu ve stratejik önemi nedeniyle bu tartışmanın merkezine yerleşmektedir.

Kritik mineraller meselesi, yalnızca çevresel değil aynı zamanda jeopolitik ve ekonomik boyutları olan bir sorun alanı olarak ortaya çıkmaktadır. 2010 yılında Japonya ile Çin arasında yaşanan balıkçı krizi, kritik minerallerde tek bir ülkeye bağımlılığın uluslararası ilişkilerde nasıl kırılganlık yaratabileceğini göstermiştir. Japonya’nın teknoloji üretimindeki bağımlılığı, Çin’in germanyum, grafit ve benzeri kritik minerallerde tedariki durdurma tehdidi karşısında hızla görünür hâle gelmiştir. Bu olay, Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri, Japonya ve Kore gibi aktörlerin Çin’e yüksek düzeyde bağımlı olduklarını fark etmeleri bakımından dönüm noktası niteliği taşımaktadır.

Rusya-Ukrayna savaşı ve Covid sonrası tedarik zinciri krizleri de kritik minerallerin stratejik önemini artırmıştır. Modern teknolojilerin, yenilenebilir enerji sistemlerinin, elektrikli ve sürücüsüz araçların, veri merkezlerinin, savunma, havacılık ve uzay teknolojilerinin bu minerallere ihtiyaç duyması, konuyu yalnızca ticari bir tedarik meselesi olmaktan çıkarmaktadır. Buna karşılık, madeni yer altından çıkarmak tek başına yeterli değildir; rafinasyon kapasitesi, limanlar, taşıma koridorları ve yüksek teknolojiye dayalı işleme altyapısı belirleyici hâle gelmektedir. Bu alanlarda Çin’in sahip olduğu güçlü konum, küresel bağımlılığı daha da derinleştirmektedir.

Dijital ürün pasaportu, bu çerçevede blockchain tabanlı yapısı sayesinde verilerin değiştirilemezliğine dayanan bir güven ve hesap verebilirlik mekanizması sunmaktadır. Şirketlerin karbon emisyonunu azaltma yönündeki taahhütlerinin yalnızca beyana dayanması yerine, izlenebilir verilerle ortaya konulması mümkün hâle gelmektedir. Madencilik bakımından bu sistem, maden sahasında hangi faaliyetlerin yürütüldüğünü, çocuk işçi çalıştırılıp çalıştırılmadığını, kadın hakları ihlali bulunup bulunmadığını, ne tür metallerin hangi oranlarda çıkarıldığını ve işleme süreçlerinin nasıl ilerlediğini takip etmeye imkân tanımaktadır.

Dijital ürün pasaportunun daha az tartışılan işlevlerinden biri transfer fiyatlamasıyla ilgilidir. Kaynak zengini ülkelerin yalnızca madeni çıkarıp ihraç ettiği, rafinasyon ve nihai ürün üretiminden doğan asıl ekonomik değerin ise başka ülkelerde oluştuğu bir yapıda, gelir dağılımındaki dengesizlik görünür hâle gelmektedir. İzlenebilirlik sayesinde Türkiye’den çıkan bir metalin Çin’de rafine edilip telefona, bilgisayara veya elektrikli araca dönüşmesi sonucunda hangi aşamada ne kadar değer yaratıldığı karşılaştırılabilmektedir. Bu yönüyle dijital ürün pasaportu, kaynak sağlayan ülkelerin yaratılan değerden daha adil pay alma tartışmalarında önemli bir araç olarak değerlendirilmektedir.

Madencilik sektörü, geleneksel bir alan gibi görünmesine rağmen yapay zekâ, drone teknolojileri, jeolojik yüzey taramaları ve kuantum sensörler gibi ileri teknolojileri yoğun biçimde kullanmaktadır. Yapay zekâ, yer altında ne bulunduğunu tahmin etme ve şirket stratejilerini belirleme süreçlerinde; kuantum sensörler ise rezerv ve kaynak tespitinde işlevsel hâle gelmektedir. Bu nedenle dijital ürün pasaportu, yalnızca çevresel uyum aracı değil, güven ve hesap verebilirlik ilkelerini somutlaştıran teknoloji destekli bir yönetişim modeli olarak öne çıkmaktadır.

 

[* Bu metin, 02.06.2026 tarihli "Hukuk ve Teknoloji Buluşmaları #2" etkinliğinde Sayın Prof. Dr. Leyla Keser'in konuşma kaydı esas alınarak bir yapay zekâ aracıyla özetlenmiş ve sonrasında toplantıya katılan bir araştırmacımızın editöryal denetimine tabi tutulmuştur. Bu metin, konuşmanın içeriğini doğru ve dengeli biçimde aktarmayı amaçlamakla birlikte konuşmacının sözlerini birebir yansıtmamaktadır.]